16
SURE

Nahl Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Allahın emri geldi. Artık onu vakfından evvel istemeyin. O, onların (müşriklerin) eş tutmakda oldukları şeylerden münezzehdir, yücedir.
2
O, kendi emriyle kullarından kimi dilerse ona (peygamberlerine) vahy ile melekleri (Cebraili) indirir. "Benden başka hiçbir Tanrı olmadığı hakikatiyle (onları) inzar edin, benden korkun diye (bildirin)".
3
O, gökleri ve yeri hak (kın ikaamesine sebeb) olarak yaratdı. O, (kafirlerin) eş tutmakda oldukları şeylerden (münezzeh ve) yücedir.
4
İnsanı bir damla sudan yaratdı O. (Böyle iken) bakarsın ki o, apaçık (yaman) bir hasım (kesilmiş) dir!
5
Davarları da (sizin faidenize) O yaratmışdır ki bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyucu maddeler ve nice nice menfeatler vardır. Onlardan yersiniz de.
6
Akşamlayın getirirken, sabahlayın salıverirken onlarda sizin için (ne) güzel bir zinet (ve zevk) vardır!
7
Onlar sizin ağırlıklarınızı yüklenir (ler), yarı canınız tükenmeden varamayacağınız bir memlekete (sizi) götürür (ler). Şüphesiz ki Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhamet edicidir.
8
Hem onlara binmeniz için, hem zinet için de atları, katırları, merkepleri yaratdı. Sizin bilmeyeceğiniz daha neler yaratıyor O!
9
Doğru yolu bildirmek Allaha aiddir. Kimi (yol) ise eğridir. (Allah) dileseydi muhakkak hepinizi topdan hidayete erdirirdi.
10
O, sizin için gökden (bulutdan) su (yağmur) indirendir. İçilecek (ler) bundan, içinde (hayvanlarınızı) yaymakda olduğunuz ot (lar) da bundandır.
11
(Allah) onunla (su ile) sizin için ekin (ler), zeytin (ler), hurma ağaçları, üzümler ve meyvelerin her birinden (nice rızıklar) bitiriyor. Bunların her birinde tefekkür edecek bir zümre için elbette birer ayet vardır.
12
Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı siz (in hizmetiniz) e O raam etdi. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmişlerdir. Bunların her birinde aklını kullanacak bir zümre için elbette ayetler vardır.
13
Sizin için yerde çeşidli renklerle yaratdığı neler varsa (onları da size müsahhar kılmışdır). Bunların her birinde öğüd alacak, (iyi düşünecek) bir zümre için elbette birer ayet vardır.
14
O, denizi — ondan taze bir et yemeniz, ondan giyeceğiniz (kullanacağınız) zineti çıkarmanız için — (hizmetinize) raam edendir. Gemilerin orada (suları) yararak gitdiklerini görüyorsun ki (bu, sırf Allahın) lutf-ü kereminden (nasıyb) aramanız ve (Ona) şükr etmeniz içindir.
15
O, sizi sallayıp çalkalar diye, yer yüzüne sabit ve muhkem dağlar, (bundan başka da) ırmaklar, yollar koydu. Taki maksadlarınıza ulaşasınız.
16
(Yer yüzünde) daha nice alametler (peyda etdi). Yıldız (lar) la da onlar (insanlar) yollarını doğrulturlar.
17
Yaratan (Allah), yaratmayan kişi gibi midir? Artık iyice düşünmeyecek misiniz?
18
Allahın ni'metini birer birer saysanız (bu, ne mümkin? Onu) icmal suretiyle bile sayamazsınız. Şeksiz şübhesiz Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
19
Allah, neyi gizler, neyi açıklarsanız bilir.
20
Halbuki Allahı bırakıb da çağırdıkları (tapdıkları nesneler) hiç bir şey yaratmazlar. Onların kendileri yaratılıb duruyorlar.
21
(Onlar) diriler değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine şuurları da yokdur.
22
Sizin Tanrınız bir tek Tanrıdır. Ahirete inanmazların kalbleri (bunu) inkar edicidir. Onlar büyüksenen (kimse) lerdir.
23
Şübhe yok ki Allah onların gizleyecekleri şeyleri de, açıklayacakları şeyleri de bilir. Hakıykat O, büyüksenenleri sevmez.
24
Onlara: "Size Rabbiniz ne indirdi?" denildiği zaman "evvelkilerin masallarını" dediler.
25
(Böyle söylemeleri ancak şu akıbete uğrayacakları içindir:) Çünkü onlar kıyamet gününde kendilerinin günah yüklerini kamilen taşıdıktan başka sapdırdıkları bilgisiz kimselerin veballerinden bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat et ki onların sırtlayacakları bu yükler ne kötüdür!
26
Kendilerinden öncekiler de (tıbkı müşrikler gibi peygamberleri aleyhine) faasid pilanlar kurmuşlardır. Nihayet Allah, onların binalarını ta temellerinden (yıkmayı) diledi de üstlerindeki tavan tepelerine göçdü (onları helak etdi). Hem bu azab onlara şuurlarının eremeyeceği tarafdan gelmişdir.
27
Sonra kıyamet gününde de (Allah) onları rüsvay edecek ve diyecek ki: "Hani sizin, uğurlarında (mü'minlere) düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede"?! Kendilerine ilim verilen (mü'min) ler: "Bu gün, (dediler), hakıykat rüsvaylık, zillet ve azab kafirlerin üstündedir".
28
Melekler, kendilerine (küfürleri sebebiyle) zulmedenlerin canlarını alacakları Zaman onlar: "Biz hiç bir fenalık yapmazdık" (diye diye) teslim (oldular). Hayır, Allah sizin neler işler olduğunuzu muhakkak ki çok iyi bilendir.
29
O halde, içinde ebedi kalıcı olarak, girin cehennemin kapılarından. (Bak) büyüklük taslayanların mevkii ne kötüdür!
30
(Allahdan) korkan ve korunanlara: "Rabbinizin indirdiği nedir?" denildi. Onlar da: "(Mahz-ı) hayr" dediler. Bu dünyada iyi hareket edenlere güzel bir (mükafat) vardır. Ahiret evi ise elbet daha hayırlıdır. Takva sahiblerinin yurdu hakıykat ne güzel!
31
(O yurd) And cennetleridir ki altlarından ırmaklar akan bu (cennetlere) gireceklerdir onlar. Orada ne dilerlerse onların. İşte Allah, takvaya erenleri böyle mükafatlandırır.
32
Ki bunlar meleklerin pak ve asude olarak canlarını alacakları kimselerdir. "Selam (ve selamet) size. İşlemekde olduğunuz (iyi hareketlerin, amellerin) karşılığı olmak üzere girin cennete" derler.
33
(Kafirler) kendilerine o meleklerin gelmesinden, yahud Rabbinin emri (erişib) çatmasından başka bir şey mi beklerler? (Buna hakları var mı?) Onlardan evvelkiler de böyle yapdı (idi). Onlara Allah zulm etmedi. Fakat kendi kendilerine zulm etdiler onlar.
34
Onun için yapdıklarının cezası onları çarpmış, istihza edegeldikleri (hakıykat) çepçevre kendilerini kuşatıvermişdir.
35
(Allaha) eş tutanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız kendisinden başka hiç bir şey'e tapmaz, Onsuz (Onun emri olmaksızın) hiç bir şey'i (nefsimize) haram kılmazdık". Kendilerinden evvelkiler de böyle yapdı. Peygamberlerin, üzerinde apaçık tebliğden başka (bir vazife) var mıdır?
36
Andolsun ki biz her ümmete: "Allaha kulluk edin, putlar (a tapmak) dan kaçının" diye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir. Sonra Allah içlerinden kimine hidayet vermiş, kiminin üzerine de sapıklık hak olmuşdur. Şimdi yer yüzünde gezinin de (peygamberlerini) tekzib edenlerin sonu nice oldu, görün.
37
(Habibim) sen onların hidayet bulmalarına (ne kadar) hırs göstersen şübhe yok ki Allah dalaletde bırakacağı kimselere (bu) hidayet (i) nasıyb etmez. Onların (azablarını önleyecek) bir yardımcıları da yokdur.
38
Onlar: "Ölecek kimseyi Allah diriltmez" diye olanca yeminleriyle Allaha andetdiler. Hayır, bu Onun üzerinde hak bir vad'dir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.
39
(Allah diriltecek) onlara hakkında ihtilaf edegeldiklerini açıklasın, küfr (ve inkar) edenler de kendilerinin ne yalancı kimseler idiklerini bilsin (ler) diye.
40
Bir şey'i (n olmasını) dilediğimiz zaman sözümüz ancak ona "Ol" dememizden ibaretdir. O da derhal oluverir.
41
Zulme uğratıldıklarından sonra Allah yolunda hicret edenleri biz dünyada elbette güzel bir suretde yerleşdiririz. Ahiret mükafatı ise her halde daha büyükdür. (Kafirler bunu) bilmiş olsalardı..
42
(O muhacirler hak yolunda) sabr-u sebat edenler ve ancak Rablerine güvenib dayanmakda olanlardır.
43
Senden evvel kendilerine vahy eder olduğumuz erkeklerden başkasını biz peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir erbabına sorun.
44
(O peygamberler) apaçık bürhanlarla (mu'cizelerle) ve kitablarla (gönderildiler. Habibim) biz sana da Kur'anı indirdik. Taki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın ve taki onlar da iyice fikirlerini kullansınlar.
45
Fesad planları hazırlayanlar Allahın kendilerini yere batıracağına, yahud şuurlarının eremeyeceği cihetlerden kendilerine azab gelib çatacağına karşı emin mi oldu (lar) artık?
46
Yahud onlar dönüb dolaşırlarken (Allahın) kendilerini yakalayıvermesinden (bir eman mı aldılar) ki onlar (hiç bir suretle Allahı) aaciz bırakıcı değildirler.
47
Yoksa onlar (Allahın) kendilerini tedricen azaltmak suretiyle cezalandıracağından (emniyyete mi girdiler)? Demek ki Rabbin hakıykat çok esirgeyici, çok merhamet edicidir.
48
Onlar Allahın yaratdığı her hangi bir şey'e (dikkatle) bakmadılar mı ki onların gölgeleri bile zelil zelil Allaha secdekar olarak durmadan sağa sola dönüyor.
49
Göklerde olan, yerde olan canlılar ve melekler, kendilerine hiçbir yüksünme gelmeyerek, Allaha secde eder (ler).
50
(Evet) kendilerine her suretle kaahir ve haakim olan Rablerinden korkarak (daima Ona inkiyad ederler. Melekler de) ne emr olunurlarsa onu yaparlar.
51
Allah: "İki Tanrı edinmeyin. O, ancak bir Tanrıdır. Onun için benden, yalınız benden korkun" dedi.
52
Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Onundur. Taat de daima Onadır. Böyle iken haala Allahdan başkasından mı korkuyorsunuz?
53
Size ulaşan her ni'met Allahdandır. Sonra size her hangi bir keder ve musiybet dokunduğu zaman ancak Ona tezarru ve feryad edersiniz.
54
Nihayet O, sizden bu keder ve musıybeti açıb giderdiği vakit ise içinizden bir takımları, bakarsınız ki, Rablerine eş tutuyorlar.
55
(Bunu) kendilerine verdiğimiz (nimetler) e karşı nankörlük etmeleri için (yaparlar). Öyle ise eğlenedurun! Yakında (akıbetinizi) bileceksiniz.
56
Kendilerine rızk olarak verdiğimizden onlar, o bilmezler, (o putlar) için hisse ayırırlar. Allaha andolsun ki düzmekde olduğunuz (bu iftiralar) dan elbette mes'ul olacaksınız.
57
Bir de onlar Allaha kızlar isnad ederler. Haaşa, O (nun şanı) münezzehdir. Kendilerinin candan isteyegeldikleri (oğlan çocuğuna gelince:) bu da onlarındır!
58
Onlardan birine kız (doğumu) müjdesi verilince, kendisi pek öfkeli olarak, yüzü simsiyah kesilir.
59
Verilen müjdenin te'siriyle kavmden gizlenir. O (doğa) nı (sağ bırakıb) hakaaretle mi tutacak, yoksa onu toprağa mı gömecek (kendi kendine düşünür) Bak, hükmedegeldikleri (bu) şey ne kötüdür!
60
Ahirete iman etmeyenlerin (işte böyle) kötü sıfat (lar) ı vardır. En yüce mesel (vasıflar) ise Allahındır. O, mutlak kaadirdir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
61
Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden muahaze edecek Olsaydı (yer) üstünde hiç bir canlı mahluk bırakmazdı. Fakat O, bunları (insanları kendisince) adlandırılmış (takdir edilmiş) bir müddete kadar gecikdirir. Ecelleri (vakıfları) geldiği zaman ise onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.
62
Onlar Allah kendilerinin bile hoşlanmamakda oldukları şeyleri isnad ederler, dilleri de yalan yere en güzel (aakıbet) in muhakkak kendilerine has olduğunu söyler. Hiç şüphe yokdur ki onların hakkı ateşdir ve onlar (cehennemin) öncüler (i) dir.
63
Allaha andolsun ki biz senden evvelki ümmetlere de peygamberler göndermişizdir de şeytan onların yapdıklarını kendilerine süsleyib hoş göstermişdir. İşte o, bu gün de onların velisidir. (Bütün) onlara en acıklı bir azab vardır.
64
(Bu) kitabı sana (başka bir hikmetle değil) ancak hakkında ihtilaf etdikleri şeydir açıkça anlatman için ve iman edecek her hangi bir kavme bir hidayet ve rahmet olarak gönderdik.
65
Allah gökden (bulutdan) su (yağmur) indirdi de onunla yer (yüzün) e, ölümünden sonra, can verdi. Şübhesiz ki bunda dinleyecek bir kavm için (ibret verici) bir ayet vardır.
66
Sağmal hayvanlarda da sizin için elbette bir ibret vardır. Size onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla geçen dubduru (ve tertemiz) bir süt içiriyoruz.
67
Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de içki ve güzel bir rızk edinirsiniz, işte bunda da aklını kullanacak bir kavm için hiç şübhesiz bir ayet vardır.
68
(68-69) Rabbin bal arısına: "Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların senin için yapacakları) çardaklardan evler (kovanlar) edin, sonra meyve (ve çiçek) lerin her birinden ye de Rabbinin (bal imalinde öğretdiği ve) kolaylıklar gösterdiği yaylım yollarına git" diye ilham etdi. Onların karınlarından (ağızlarından) renkleri çeşidli şerbet (bal) çıkar ki onda insanlar için şifa vardır. İşte bunda da tefekkür edecek bir zümre için elbette bir ayet var.
69
(68-69) Rabbin bal arısına: "Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların senin için yapacakları) çardaklardan evler (kovanlar) edin, sonra meyve (ve çiçek) lerin her birinden ye de Rabbinin (bal imalinde öğretdiği ve) kolaylıklar gösterdiği yaylım yollarına git" diye ilham etdi. Onların karınlarından (ağızlarından) renkleri çeşidli şerbet (bal) çıkar ki onda insanlar için şifa vardır. İşte bunda da tefekkür edecek bir zümre için elbette bir ayet var.
70
Sizi Allah yaratdı. Sizi yine O öldürecek. İçinizden kimi — bildikden sonra (çocuk gibi) bir şey bilmesin diye — en aşağı ömre kadar geri götürülür. Allah (her şey'i) hakkıyle bilen, kemaliyle kaadir olandır.
71
Allah rızk hususunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. O üstün kılınanlar, onda hepsi eşit olmak üzere, rızklarını ellerinin altındakilere verici değildirler. O halde bunlar Allahın ni'metini bilerek inkar mı ediyorlar?
72
Allah sizin için kendilerinizden çiftler yapdı. Size çiftlerinizden oğullar ve torunlar verdi ve sizi güzel güzel (nimetler) den rızıklandırdı. Şimdi baatıla inanıyorlar da onlar, Allahın ni'metlerine nankörlük mü ediyorlar?
73
(Müşrikler) Allahı bırakıb da kendileri için ne göklerden, ne yerden hiç bir rızka, hiç bir şey'e malik olmayan ve buna güçleri dahi yetmeyen şeylere (putlara) taparlar.
74
Artık Allaha benzerler koşub durmayın. Çünkü Allah (her şey'i) biliyor, siz bilmiyorsunuz.
75
Allah şöyle bir mesel irad etdi: Hiç bir şey'e gücü yetmeyen memluk bir kul, bir de (hür) bir zat ki kendisine tarafımızdan güzel bir rızk nasıyb etmişizde o, bundan gizli ve aşikar harcayıp duruyor. Bunlar hiç müsavi olurlar mı? (Bütün) hamd Allahındır. Hayır, onların çoğu bilmezler.
76
Allah (şu) iki kişiyi de misal getirdi: Bunlardan biri dilsizdir, hiç bir şey beceremez ve o, efendisinin üstünde bir yükdür. O, bunu nereye gönderse hayır getirmez. Hiç bu, adaletle emreden, kendisi dosdoğru bir yol üzerinde bulunan kişi ile bir olur mu?
77
Göklerin ve yerin ğaybı (nı bilmek) Allaha mahsusdur. Saat (kıyamet) haadisesi de (başka değil) ancak göz kırpma gibidir. Yahud o, daha yakındır. Çünkü Allah her şey'e hakkıyle kaadirdir.
78
Allah sizi analarınızın karınlarından, kendiniz hiç bir şey bilmiyorken, çıkardı. Size, şükredesiniz diye kulaklar, gözler, gönüller verdi. Taki şükredesiniz.
79
Yerle gök arasında (Allaha) ram (ve) müsehhar ol (arak uçuş) an kuşları görmediler mi? Bunları (orada) Allahdan başkası tutmuyor. Bunda da iman edecek bir kavm için nice ayetler (ibretler) vardır.
80
Allah evlerinizden size huzur ve sükun (yeri) yapdı. Sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde, gerek konduğunuz günde hafifçe taşıyacağınız (portatif) evler; yünlerinden, yapağılarından, kıllarından bir zamana kadar (kullanmanız için) giyimlik (ler), döşemelik (ler) ve ticaret kumaş (lar) ı verdi.
81
Allah, yaratdıklarından sizin için gölgeler yaydı. Dağlardan size yuvalar, siperler yapdı. Haraaretden sizi koruyacak libaslar, harbde sizi vikaaye edecek (demirden) giyimler yapdı. İşte O, bu suretle üzerinizdeki ni'metini tamamlıyor. Taki (Ona) teslimiyyetle itaat edesiniz.
82
Eğer yine yüz çevirirlerse artık senin üzerine düşen ancak apaçık bir tebliğden ibaretdir.
83
Onlar hem Allahın (bu) ni'met (ler) ini i'tiraf ederler, hem yine onu (fiilleriyle) inkar ederler. Çoğu (inadına) kafir kimselerdir onların.
84
Bir gün her ümmetden birer şahid göndereceğiz. Sonra o kafirlere izin verilmeyecek, onlardan tarziye de taleb (ve kabul) edilmeyecek.
85
O zaalimler (cehennem) azabı (nı) görünce (yalvarıb yakaracaklar. Fakat) o (azab) kendilerinden hafifletilmeyeceği gibi onlara mühlet de verilmeyecekdir.
86
Allaha eş tutanlar ortakları (olan putları) nı görünce: "Ey Rabbimiz, bunlar Seni bırakıb tapmakda devam etdiğimiz ortaklarımızdır" diyecekler, bunlar da onlar (ın suratların) a şu sözü fırlatacaklardır: "Siz hiç şübhe yok ki kat'iyyen yalancılarsınız".
87
O gün (zaalimler) Allaha arz-ı teslimiyyet etmişler, düzmüş oldukları yalancı (Tanrı) ları ise kendilerini bırakıb gitmişdir.
88
Kafir olub da (insanları) Allahın yolundan men' edenler (yok mu?) biz onların (çekdikleri) azabın üstünde, (dünyada) çıkarageldikleri fesadlara mukaabil, bir azab daha katıb artırdık.
89
O gün her ümmetin içinden kendilerinin üzerine birer şahid (-i hak) göndereceğimiz gibi seni de (Habibim) onların üstüne tam bir şahid olarak getirdik. Sana (bu) kitabı her şey'in apaçık bir beyanı, bir hidayet, bir rahmet ve (hele) müslümanlar için bir müjde olmak üzere peyderpey indirdik.
90
Şübhesiz ki Allah adaleti, iyiliği, (hususiyle) akrabaya (muhtac oldukları şeyleri) vermeyi emr eder. Taşkın kötülük (ler) den, münkerden, zulm ve tecebbürden nehyeder. Size (bu suretle) öğüd verir ki iyice dinleyib ve anlayıb tutasınız.
91
Karşılıklı muaahede yapdığınız vakit Allahın ahdini yerine getirin. Sapasağlam etdiğiniz yeminleri bozmayın. (Nasıl otur ki) üzerinize Allahı kefil yapmışsınızdır. Şübhe yok ki Allah ne yapacağınızı bilir.
92
İpliğini sağlamca bükdükden sonra söküb bozan (kadın) gibi olmayın. "Bir ümmet diğer bir ümmetden (malca ve sayıca) daha çokdur" diye yeminlerinizi aranızda bir hıyle ve fesad (mevzuu) edinir misiniz? Her halde Allah sizi bununla imtihan eder. Hakkında ihtilafa düşmekde olduğunuz şey'i ise O, kıyamet gününde elbette size açıklayacakdır.
93
Allah dileseydi sizi (hepinizi) bir tek ümmet yapardı. Şu kadar ki O, kimi dilerse onu sapıklıkda bırakır, kimi de dilerse onu hidayete iletir. Yapageldiğiniz işlerden elbette mes'ul olacaksınız.
94
Yeminlerinizi aranızda hıyle ve fesad (mevzuu) edinmeyin. Çünkü sapasağlam yerleşdikden sonra (öyle) bir ayak kayar (ki)! Allahın yolundan sapdığınıza karşılık (dünyada) fena azab tadacaksınız. (Ahiretde) hakkınız (daha) büyük bir azabdır.
95
Allahın ahdini az bir bahaya satmayın (satıp değişmeyin). Allah indindeki (nusret ve sevab yok mu?) sizin için hayırlı olan ancak odur, eğer bilirseniz...
96
Sizin nezdinizdeki tükenir, Allahın indindeki ise baakıydir. Sabredenlerin mükafatını biz yapmakda olduklarının daha güzeliyle vereceğiz muhakkak.
97
Gerek erkekden, gerek kadından kim, o mü'min olarak, iyi amel (ve hareket) de bulunursa hiç şübhesiz onu (dünyada) çok güzel bir hayat ile yaşatırız ve (o gibilere) her halde yapageldiklerinin daha güzeliyle ecir veririz.
98
Haydi Kur'an okuduğun (okumak istediğin) zaman o koğulmuş şeytandan Allaha sığın.
99
Hakıykat şudur ki iman edenler ve Rablerine güvenib dayananlar üzerinde onun hiç bir haakimiyyeti yokdur.
100
Onun zoru ancak onu yar edinmekde olanlara ve onu kendisine (Allaha) eş koşanlara karşıdır.
101
Biz bir ayeti diğer bir ayetin yerine (bunu nesh ederek) getirdiğimiz vakit — ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilendir — dediler ki: "Sen ancak bir iftiracısın". Hayır, onların pek çoğu bilmezler.
102
De ki: "Onu (Kur'anı) — iman edenlere tam bir sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için — Rabbinden hak olarak Ruuh-ul kuds indirmişdir.
103
Andolsun ki biz onların: "Bunu mutlakaa bir beşer öğretiyor" diyeceklerini biliyoruz. Hakdan sapmak suretiyle kendisine nisbet edecekleri (o mefruz kimse) nin lisanı (olsa olsa) a'cemi (olabilir. Arabi değil). Bu (Kur'anın dili) ise (bütün fesaahat ve belağati ile) apaçık Arabca bir dildir.
104
Allahın ayetlerine iman etmeyenler (yok mu?) şübhesiz ki Allah onlara hidayet (nasıyb) etmez. Onlar için çok acıklı bir azab vardır.
105
Ancak Allahın ayetlerine iman etmeyenlerdir ki (öyle) yalan, iftira düzer (ler). İşte yalancıların ta kendileri de onlardır.
106
Kalbi iman üzere (sabit ve bununla) mutmein (ve müsterih) olduğu halde (cebr-ü) ikrah e uğratılanlar müstesna olmak üzere kim imanından sonra Allahı tanımaz, fakat küfre sine (-i kabul) açarsa Allahın gazabı onların başındadır. Onlar için en büyük bir azab vardır.
107
Bunun sebebi şudur: Çünkü onlar dünya hayatını ahiretden daha üstün sevmişlerdir ve çünkü Allah kafirler güruhuna hidayet etmez.
108
Onlar öyle kimselerdir ki Allah, kalblerinin, kulaklarının ve gözlerinin üstüne mühür basmışdır. İşte gaafil olanlar da onların ta kendileridir.
109
Hiç şübhesiz onlar ahiretde de hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
110
(Bundan) sonra (şunu bil ki) senin Rabbin işkencelere uğratıldıklarından sonra (yurdlarından) hicret edenlerin, (bundan) sonra da (durmayıb) savaşanların, göğüs gerenlerin lehinedir şübhesiz. Hakıykat, senin Rabbin bunların ardından da cidden çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir. (Bu) kat'idir.
111
O gün herkes (ancak) öz canı (nın halası) için uğraşacak, herkes ne yaptıysa (onun karşılığı) kendisine eksiksiz verilecek, onlar asla haksızlığa uğratılmayacaklardır.
112
Allah o memleketi (size) bir (ibret) örneği olarak irad etdi ki o, korkudan emin ve sakindi. Rızkı da kendisine her bir yandan bol bol geliyordu. Fakat o, Allahın ni'metlerine nankörlük etdi de Allah da ona (halkının) işlemekde ısrar etdikleri (kötülükler) yüzünden açlık ve korku libasını (giydirib olanca acıları) tatdırdı.
113
Andolsun ki onlara kendilerinden bir peygamber de gelmişdir de onu tekzib etmişlerdir. Derken onlar zulümlerinde berdevam iken kendilerini azab yakalayıvermişdir.
114
Artık Allahın sizi rızıklandırdığı şeylerden halal ve temiz olarak yeyin. Allahın ni'metine şükredin, eğer Ona kulluk edecekseniz.
115
O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini, bir de Allahdan başkası için kesilmiş olan (hayvanlar) ı haram kıldı. (Bununla beraber kim bunlardan yemiye) muztar kalırsa (kimseye) saldırmamak ve haddi (ölmeyecek mıkdarı) geçmemek şartiyle (yiyebilir). Çünkü Allah hakkıyle yarlığayıcı, kemaliyle esirgeyicidir.
116
Dillerinizin yalan yere vasıflandırageldiği şeyler için: "Şu halaldır, bu haramdır" demeyin. Çünkü (bu suretle) Allaha karşı yalan düzmüş olursunuz. Allaha yalan düzenler ise, şübhe yokdur ki felah bulmazlar.
117
(Bu, ancak geçici ve) az bir menfeatden ibaretdir. Halbuki onlara (ahıretde) pek acıklı bir azab vardır.
118
Biz sana anlatdığımız şeyleri Yahudilere daha evvel haram kılmışdık. (Bununla) biz onlara zulmetmemişdik. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
119
(Bundan) sonra (şunu bil ki) senin Rabbin bir cehalet yüzünden kötülük yapıb da sonra bunun ardından tevbe ve ıslah (-ı nefs) edenlerin, hiç şübhesiz, lehinedir. Hakıykat, senin Rabbin, (bu hallerin) arkasından elbette çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
120
Hakıykaten İbrahim (başlı başına) bir ümmetdi; Allaha itaatkardı, (baatıl dinlerden uzak ve) müvahhid bir müslümandı. O, (hiçbir zaman) müşriklerden olmamışdır.
121
O, (Allahın) ni'metlerine şükredendi. (Allah) onu beğenib seçmiş, kendisini doğru bir yola iletmişdi.
122
Biz ona dünyada bir güzellik (iyi bir hal ve mevki) vermişdik. Şübhesiz ki o, ahıretde de mutlakaa saalihlerdendir.
123
Sonra (Habibim) sana: "Müvahhid bir müslüman olarak Ibrahimin dinine uy. O, (hiçbir zaman) müşriklerden olmadı" diye vahyetdik.
124
Cumartesi ta'tili ancak onda ihtilafa düşenlere (farz) edilmişdi. Şübhesiz ki Rabbin onların ihtilaf edegeldikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecekdir.
125
(İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğüdle da'vet et. Onlarla mücadeleni en güzel (tarıyk) hangisi ise onunla yap. Şübhesiz ki Rabbin, O, yolundan sapan kimseyi en çok bilendir. O, hidayete ermişler de en iyi bilendir.
126
Eğer her hangi bir ceza ile mukaabele edecek olursanız ancak size reva görülen ukubetin misillemesiyle ceza yapın. Sabrederseniz, andolsun ki, bu, tehammül edenler için elbet daha hayırlıdır.
127
Sabret. Senin sabrın Allah (ın tevfikına istinad) dan başka (bir şey) değildir. Onlara karşı tasalanma, onların kurmakda oldukları tuzaklardan dolayı (telaşa ve) sıkıntıya da düşme.
128
Çünkü Allah hiç şüphesiz (küfr ve ma'sıyetlerden) sakınanlarla, bir de daima iyilik edenlerin kendileriyle beraberdir.