25
SURE

Furkan Suresi

Ahmed Hulusi • Türkçe Kur'an Çözümü
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Ne yücedir ki, alemlere (tüm insanlar) bir uyarıcı olarak, kuluna Furkan'ı (Hakikat ile aslı olmayanı ayırt edici) inzal etti.
2
Ki, semaların ve arzın varlığı O'nun içindir! Çocuk edinme kavramından beridir! Varlıkta ortağı yoktur O'nun! Her şeyi yaratmış, onu (yarattığını) takdiriyle oluşturmuştur!
3
(Gerçek böyle iken) O'nun dununda, bir şey yaratmayan; kendileri yaratılmış olan; kendi nefslerine bir zarar ve faydası olmayan; ölüme, hayata ve ölümün tadılışından sonraki yaşantıyı oluşturacak bir özelliğe sahip olmayan tanrılar edindiler.
4
Hakikat bilgisini inkar edenler dediler ki: "Bu (Kur'an) ancak O'nun uydurduğu bir yalandır. Başka bir kavim de (Yahudiler) bu konuda O'na yardım etmiştir". . . Gerçek ki, büyük haksızlık ve yalancı şahitlik suçu işlediler.
5
Dediler ki: "Bunlar, sabah - akşam okunması için kendisinin yazdırtmış olduğu, eskilerin masallarıdır. "
6
De ki: "O'nu semalardaki ve arzdaki sırrı bilen inzal etti! Muhakkak ki O Ğafur'dur, Rahıym'dir. "
7
Dediler ki: "Bu nasıl Rasuldür ki, yemek yiyor ve çarşılarda gezip dolaşıyor. . . O'na, bir melek inzal edilmesi, beraberinde bir uyarıcı olması gerekmez miydi?"
8
"Yahut O'na bir hazine verilmesi ya da yiyeceği özel bir bahçesi olması. . . " Zalimler (birbirlerine) şöyle konuştular: "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz!"
9
Bak senin için yaptıkları benzetmeler (yanlış değerlendirmeler) yüzünden nasıl saptılar! Artık çıkış yolu bulamazlar!
10
Ne Yücedir O ki, dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından nehirler akan cennetleri oluşturur ve senin için köşkler yapar.
11
Fakat onlar o saati de (ölüm akabinde başlayacak olan sonsuz yaşam süreçlerini) yalanladılar. . . O saati yaşayacaklarını yalanlayanlara alevli bir ateş hazırladık.
12
Daha cehenneme girmeden (kabir alemlerindeyken), onun taşan öfkesini ve şiddetli uğultulu sesini işitirler.
13
Bağlanmış (çaresiz) olarak orada dar bir mekana atıldıklarında, "Yetiş ey ölüm!" diye haykırırlar (içine düştükleri acı azaptan tek kurtuluşun ölüm olduğunu fark ederler).
14
"Bugün bir ölüm değil, birçok ölüm temenni edin!" (Ne çare ki ölümsüzdürler!)
15
De ki: "Bu mu daha hayırlıdır yoksa korunmuşlara vadolunan sonsuzluk cenneti mi? (O cennet) onlar için bir ceza (yaşamlarının getirisi) ve (hakikatlerine) dönüş yeridir. "
16
Onlara sonsuza dek diledikleri her şey vardır orada. (Bu) Rabbinin, kendisini yükümlü tuttuğu vaadidir!
17
Onları ve Allah dunundaki tapındıklarını haşredeceği süreçte der ki: "Benim kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa onlar mı (derunlarındaki hakikatlerine ulaştıran) yoldan saptılar?"
18
(Tapındıkları nesneler) dediler ki: "Subhansın sen! Senin dunundan veliler edinmek bizim için mümkün değil! Ne var ki, sen onları ve atalarını yararlandırınca, bedensel zevklere dalıp; nihayet, hakikat bilgisini hatırlamaz oldular! Sonunda mahvoldular!"
19
(Allah dunundakilere tapanlara): "İşte söylediklerinizi gerçekten yalanladılar. . . Artık ne (azabı) kendinizden savmaya ve ne de yardım bulmaya gücünüz yetmez! Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azap tattırırız. "
20
Senden önce irsal ettiğimiz Rasuller de yemek yerler ve çarşılarda gezip dolaşırlardı! Sizleri birbiriniz için bir sınav objesi kıldık. . . Sabredecek misiniz? Senin Rabbin Basıyr'dir.
21
Bize likayı (kavuşmayı; varlıklarında Esma'mızla açığa çıkışımızı yaşamayı) ummayanlar dedi ki: "Bizim üzerimize melaike inzal edilmeli yahut Rabbimizi (gözümüzle) görmeli değil miydik?" (Hakikatlerindekini kavrayamayıp dışta tanrı aramakta ısrar!). . . Andolsun ki kendi nefslerinde kibre kapıldılar ve büyük bir azgınlık ile haddi aşıp itaatten çıktılar.
22
Melekleri gördükleri süreçte, hakikati inkar suçunu işlemiş olanlara müjde yoktur artık! Ve: "(Müjde - Esma kuvveleriyle tasarruf size) engellenmiş bir yasaktır, yasak!" derler.
23
Hakiki fail olarak açığa çıktığımızda, yaptıkları bütün hayırların kendilerine ait olmadığını fark ederler! (Varsandıkları çalışmaları boşa çıkmıştır. Senden açığa çıkan bir hayrı yapan Allah'tır; sen ben yapıyorum sanırsın!)
24
O süreçte cennet ehli, sürekli yaşam ortamları itibarıyla daha hayırlı ve istirahatgah olarak da daha güzeldir.
25
(O süreç) semanın (bilincin) bulutlar (hakikati kavratan rahmet) ile yarıldığı ve meleki kuvvelerin (Esma hakikatlerinin) peş peşe açığa çıktığı süreçtir!
26
Mülk'ün, Rahman için olduğu gerçeğinin (yaşanacağı) süreçtir O! O süreç, hakikat bilgisini inkar edenler (hakikatlerindeki Esma kuvvelerini inkar edenler) için çok zordur!
27
O süreçte nefsine zulmeden (orijin benin hakikatinin gereğini yaşamamış olan) ellerini ısırıp: "Keşke Rasul ile beraber yürüseydim" der.
28
"Yazık oldu bana, keşke şunu (beden şeytanını - karındaki ikinci beynin beyinde oluşturduğu ben bedenim kabulü. Kaynak bilgi: www. okyanusum. com'da, The Second Brain) dost edinmeseydim!"
29
"Andolsun ki, gelen Zikir'den (hakikatimi hatırlatan hakikat bilgisinden) saptırdı. . . Şeytan (vehim - bilincin kendini beden kabulü) insan için hazuldur (güçsüz, ortada bırakan). "
30
Rasul (hakikatini OKUyan) dedi ki: "Ya Rab! Muhakkak ki halkım şu Kuran'ı (hakikatinin gereğini yaşamayı) terk etti (bedensel zevklerine döndü)!"
31
İşte görüldüğü gibi, her Nebi için hakikati inkar suçlularından düşman oluştu. . . Hakikatin olan Rabbin Hadiy (hakikate erdiren) ve Nasir (hakikate ermen için yardım eden, zafere ulaştıran) olarak kafidir.
32
Hakikat bilgisini inkar edenler dediler ki: "O'na Kuran'ın (İsrailoğullarına gelen kitaplar gibi) hepsi birden tenzil edilmeliydi!". . . (Oysa) böylece, O'nunla, senin Fuadını (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar - kalp nöronlarının beyindeki açılımlarını) sabitlemek için (böyle tenzil ettik) ve (hakikatinde, her birinin kuvvelerini ayrı ayrı bulman için) bölümler halinde okuttuk.
33
Sana her sorun getirdiklerinde, açıklaması itibarıyla ve Hak olarak, sana daha güzeli ile geldik.
34
Hakikatleri kararmış yüzleri yere bakan, cehenneme haşrolunacak kimseler var ya, işte onlar mekan itibarıyla en şerr ve yol itibarıyla en sapkındırlar.
35
Andolsun ki, Musa'ya Hakikat bilgisi ve uygulama kurallarını verdik ve Onunla beraber kardeşi Harun'u da yardımcısı kıldık.
36
Sonra da dedik ki: "Varlıklarındaki işaretlerimizi yalanlayan o topluma gidin ikiniz!" Nihayet onları perişan ettik!
37
Nuh halkını da Rasulleri yalanladıklarında, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. . . Zalimler için feci bir azap hazırladık.
38
Ad'ı (Hud a. s. ın halkı), Semud'u (Salih a. s. ın halkı), Ress (örülmemiş kuyu) ehli ve bunlar arasında pek çok nesli de. . .
39
Onların her biri için dersler vermiştik. . . (Sonunda) hepsini kırdık geçirdik.
40
Andolsun ki bela yağmuruna tutulmuş o şehre (Lut kavminin helak olduğu yere) uğradılar. . . Acaba onu görmediler mi? Hayır! Onlar ölüm sonrasında dirilişi, aslına dönüşü ummuyorlardı!
41
Seni gördüklerinde, "Allah'ın Rasul olarak ba's ettiği bu mudur yani!" diyerek seni alaya almaktan başka bir şey edinmezler!
42
"Eğer onlar (ilahlarımız) üzerine dirençli olmasaydık, (Rasul) neredeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı". . . Azabı gördüklerinde, kimin yolunun sapmış olduğunu anlayacaklar.
43
Hevasını (içgüdüsel dürtülerini - bedenselliğini - kuruntuladığını) Tanrı edineni gördün mü? (Mu'minun: 91, Bakara: 21). . . Sen mi ona vekil olacaksın?
44
Yoksa sen onların çoğunluğunun, işittiklerini yahut akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Onlar ancak en'am (koyun - sığır - deve) gibidirler; belki onlar tuttukları yol itibarıyla daha sapmışlardır (insan olmaktan)!
45
Görmedin mi Rabbini, (Hakikat güneşi tam yükselmemişken) gölgeyi (benliği) nasıl uzattı? Eğer dileseydi onu elbette sakin (hareketsiz, sürekli) kılardı. . . Sonra, Güneş'i (hakikatin farkındalığını) ona delil kıldık.
46
Sonra onu (o uzatılmış gölge benliği) kolay bir kabzediş (el koyuş) ile kendimize kabzettik (Hakikat farkındalığıyla "yok"luğunu hissettirdik).
47
Geceyi sizin için örtü, uykuyu ölüm kılan. . . Gündüzü de Nüşur (uykudan kalkma, diriliş misali) kıldı.
48
"HU" ki. . . Rahmetinin (yağmur) önünde müjdeciler olarak rüzgarları irsal etti. . . Biz, semadan tertemiz bir su inzal ettik.
49
Onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve yarattığımız nice hayvanatı ve birçok insanı besleyelim diye.
50
Andolsun ki O'nu (Kuran'ı) onların arasında, tezekkür (hatırlayıp düşünmeleri) için açıkladık da açıkladık. . . İnsanların çoğunluğu ise hakikati inkar ettiler.
51
Eğer dileseydik her şehirde bir uyarıcı ba's ederdik.
52
Hakikat bilgisini inkar edenlere itaat etme; onlara karşı bununla (Kuran'la) büyük savaş ver, tüm gücünle!
53
"HU" ki. . . İki deryayı (şuur ve bilinç - beden) birbirine salan; biri tatlı mı tatlı bir su (orijin benlik - insani mana), diğeri ise tuzlu ve acıdır (kendini hayvani beden kabullenmiş oluşmuş benlik - bilinç)! Bu ikisinin arasında da bir berzah (engel, perde); hicri mehcur (zıddıyet - düşmanlık); bir engel oluşturdu ('Birbirinize düşman olarak inin' ayetini hatırlayalım. A. H. )!
54
"HU" ki, sudan bir beşer (biyolojik bedenli insan) yarattı da, onunla neseb (kan - gen akrabalığı) ve sıhr (nikah - evlilik ile hasıl olan hısım akrabalık) duygusu oluşturdu! Senin Rabbin Kaadir'dir.
55
Allah dununda, kendilerine yarar veya zararı olmayan (tanrı kabullendikleri) şeylere taparlar! Hakikat bilgisini inkar eden, Rabbinin aleyhine olanı destekleyendir.
56
Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak irsal ettik.
57
De ki: "Sizden, karşılık olarak sadece, Rabbinize ulaştıran yolu bulmanızı istiyorum!"
58
Ölümsüz Diri'ye (özellikleriyle hakikatin olana) tevekkül et; Bi-HamdiHİ (O'nun Hamdı olarak) tespih et! Kullarının suçlarına, Habiyr (vakıf) olması yeterlidir!
59
Semaları, arzı ve ikisi arasındakileri altı aşamada yaratan, sonra Arş (taht - Esma ül Hüsna ile belirtilen özellikleri ile yaratılmış olan dalga - data okyanusundaki data türleri) üzerine hükümran olandır. . . Rahman'dır! O'nu bir Habiyr'e (Habiyr olana, hakikatten haberdar olana) sor!
60
Onlara: "Rahman'a secde edin (Esma hakikatiniz indindeki "yok"luğunuzu hissedin)" denildiğinde: "Rahman da nedir? Bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" dediler. . . (Bu teklifin) onların nefretini daha da artırdı. (60. ayet secde ayetidir. )
61
Ne Yücedir O ki, gökte BURÇLAR meydana getirdi; orada bir nur saçan (parlak ışık - enerji kaynağı Güneş) ve nuru yansıtan kamer (ışık yansıtıcı Ay) oluşturdu (her birinin işlevi vardır)!
62
"HU" ki, gerçekleri fark edip değerlendirmeyi dileyen kimse için, geceyle gündüzü birbirini takip eder şekilde oluşturandır.
63
Rahman'ın kulları (Esma hakikatlerinin şuurunda olanlar) arzda (beden yaşamında) benliksiz ve şuurlu yaşarlar. . . Cahiller (hakikatten perdeliler) onlara sataştıklarında: "Selam!" derler.
64
Onlar ki, gecelerini Rablerine secde ederek ("yok"luklarının farkındalığıyla) ve kıyamda (varlıklarında kaim olan Kayyum'un müşahedesinde) geçirirler.
65
Onlar ki: "Rabbimiz. . . Cehennem yanışını bizden sav! Muhakkak ki onun yakışı insanın yakasını bırakmaz!" derler.
66
"Muhakkak ki o yanma durağı ve makamı çok kötüdür!"
67
Onlar ki, karşılıksız bağışta israf etmezler, cimrilik de etmezler. . . İkisi arasında ölçülü ve hakkaniyetlidirler.
68
Ki onlar, Allah yanı sıra tanrıya yönelmezler; hakkaniyet (kısas) dışında Allah'ın haram kıldığı canı katletmezler ve zina yapmazlar. . . Kim onu yaparsa sonucunu yaşar!
69
Kıyamet sürecinde yanma onun için katlanır ve onun içinde muhan (kendi başına bırakılmış, tard edilmiş, zelil) halde sonsuza dek kalır.
70
Ancak tövbe eden, iman eden ve imanın gereğini uygulayan müstesna! Allah, onların kötülüklerini iyi niteliklere dönüştürür. . . Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir.
71
Kim tövbe edip salih amel işlerse, muhakkak ki o tövbesi gerçekleşmiş olarak Allah'a döner.
72
Onlar ki, yalana, aslı olmayan şeye şahitlik yapmazlar. . . Boş sözlere, dedi-koduya rastladıklarında da (onlara katılmayıp) onurlu olarak geçip giderler.
73
Onlar ki Rablerinin, varlıklarındaki işaretleri (hakikatleri) hatırlatıldıklarında, (o hakikate karşı) sağır ve kör kalmazlar!
74
Onlar ki: "Rabbimiz. . . Eşlerimizden (veya bedenlerimizden) ve evlatlarımızdan (bedeni çalışmalarımızın semeresinden) göz aydınlığı (cennet yaşamını) oluşturacakları bize ihsan et; bizi, korunmak isteyenlere uyulası önder kıl" derler.
75
İşte onlar, (dünya - bedensel yaşam şartlarına) sabretmeleri nedeniyle gurfe (yüksek köşk - üst seviyede yaşam boyutu) ile mükafatlandırılırlar! Orada tahiyye (hayat) ve selam (Esma kuvvelerinin tahakkuku) ile karşılanırlar.
76
(Onlar) orada sonsuza dek kalıcılardır. . . Ne güzel durak ve makamdır!
77
De ki: "Eğer yönelişiniz olmazsa Rabbim size önem vermez! Gerçekten yalanladınız. . . Yakında kaçınılmaz sonucunu yaşayacaksınız!"