7
SURE

Araf Suresi

Ahmed Hulusi • Türkçe Kur'an Çözümü
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Eliif, Laam, Miiim, Saaad.
2
Sana inzal edilen bu Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsi (Kitap), Onunla, (iman etmeyenleri) uyarman ve iman edenlere (neye - nasıl iman edip, neleri yapmaları konusunda) öğüt vermen içindir. . . Artık içinde, bundan dolayı bir sıkıntı olmasın.
3
Rabbinizden size inzal olunana tabi olun. . . Rabbinizin dununda velilere (dışsal {rabbani hakikatinizden ayrı düşürecek bilgi verenler} veya içsel {nefsani - şehevi}) tabi olmayın. . . Bunu ne kadar az hatırlayıp, üzerinde derin düşünmüyorsunuz!
4
Nice şehirlerdeki toplulukları helak ettik; gece veya gündüz uykusu içindeyken, azabımız onlara geldi!
5
Azabımız onlara geldiğinde, onların seslenişleri: "Biz gerçekten zalimlermişiz" demekten başka bir şey olmadı.
6
Andolsun ki, kendilerine Rasul irsal edilenlere de soracağız; irsal olunan Rasullere de soracağız!
7
Elbette onlarda olup bitenin hakikatini açacağız! Biz "gaib"ler (olanlardan bihaber olan) değiliz (Batın - Zahir O'dur - Görünenin melekutu Esma'mızdandır).
8
O süreçte vezn (her şeyin Allah hükümlerine göre artısıyla eksisiyle değerlendirilmesi) Hak'tır. . . Artık kimin mizanları (değerlendirilmeleri) ağır basarsa (nefsinde), işte onlar, engelleri yarıp kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
9
Kimin de mizanları (değerlendirilmeleri) hafif gelirse, işte onlar da delillerimize zulmetmeleri dolayısıyla nefslerini hüsrana uğratanların ta kendileridir.
10
Andolsun ki, sizi arzda yerleştirdik ve sizin için orada yaşamınızı devam ettirecek nimetler oluşturduk. . . Ne kadar az değerlendiriyorsunuz!
11
Gerçek ki, sizi yarattık. . . Sonra sizi şekillendirdik. . . Sonra meleklere "Secde edin Adem'e" dedik. . . İblis hariç secde ettiler; o secde edenlerden olmadı.
12
Buyurdu: "Sana emrettiğimde seni secde etmekten engelleyen neydi?". . . "Ben daha hayırlıyım Ondan; beni Nar'dan (ateşten - radyasyon - bir tür dalga boyu yapı; {dikkat edile ki burada kullanılan 'nar' kelimesi, cehennemdekileri yakacağı belirtilen 'nar' kelimesiyle aynı anlamdadır. Bunun anlamı iyi düşünülmeli! A. H. }) yarattın, Onu tıynden (maddeden) yarattın" dedi.
13
Buyurdu: "İn makamından!. . Bir başkasına büyüklük taslama makamı değildir bulunduğun makam! Çık! Muhakkak ki sen (böyle düşünmekle) kendini küçülttün!"
14
"(İnsanların ölüm sonrasında) Ba's olacakları güne kadar bana mühlet ver" dedi.
15
Buyurdu: "Muhakkak ki sen mühlet verilmişlerdensin. "
16
"Yemin ederim ki, (yudillü men yeşau = dilediğine sapmayı yaşattırır; realitesince) beni sapıttırmanın sonucu olarak, onlara engel olmak için senin sırat-ı müstakimine oturacağım!"
17
"Sonra andolsun ki, onlara önlerinden (hırslarını tahrik ederek - benliklerini yücelterek hakikati inkara sürükleyerek), arkalarından (gizli şirke yönelterek - saptırıcı fikirlerle), sağlarından (senden alıkoyacak hayırları ilham ederek) ve sollarından (kötülükleri güzel - süslü göstererek) geleceğim. . . Onların çoğunluğunu, verdiklerini değerlendiren olarak bulamayacaksın!"
18
Buyurdu: "Çık makamından; aşağılanmış ve (hakikatini yaşamaktan) uzaklaştırılmış olarak!. . Andolsun ki, onlardan kim sana tabi olursa, kesinlikle bilin ki cehennemi topunuzla dolduracağım. "
19
"Ey Adem! Sen ve eşin cenneti yaşam ortamı edinin. . . İkiniz de istediğiniz yerden yeyin. . . (Ancak) şu ağaca (bedene - kendini beden kabullenmenin getirisine) yaklaşmayın. . . Nefsine zulmedenlerden olursunuz. "
20
Derken şeytan, bedenselliklerini fark ettirmek için onlara vesvese verdi. . . Dedi ki: "Rabbinizin sizi şu ağaçtan (bedenselliğinizi yaşamaktan) yasaklamasının sebebi sizin iki melek olarak (kuvveler boyutunda) sonsuz yaşamamanız içindir!"
21
Ve onlara: "Kesinlikle ben sizin hayrınızı isteyenlerdenim" diye de yemin etti.
22
Böylece onları (vehimlendirerek - kendilerini beden yapı olarak kabul ettirerek) aldattı (bedenselliği fark ettirdi). . . O ikisi, o malum ağaçtan, (seks - üreme sisteminden) tadınca, bedenselliklerini hisseder oldular! Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar (nefslerindeki çeşitli Esma kuvveleri ile bedensellik hissini örtmeye çalıştılar). . . Rableri onlara nida etti: "Ben size şu ağacı (bedenselliği yaşamayı) yasaklamadım mı; ben size demedim mi, kesinlikle şeytan sizin için apaçık düşmandır?"
23
Dediler ki: "Rabbimiz! Nefsimize zulmettik. . . Eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmet etmez isen, biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz. "
24
Buyurdu: "Birbirinize (bilinç - beden ikilisi) düşman olarak (kuvveler boyutunda yaşamaktan beden boyutunun şartlarını yaşamaya) inin! Sizin için arzda (beden boyutunda - yeryüzünde) belli bir yaşam süreci ve belli bir süre, nasibinizdekileri almak söz konusudur. "
25
"Orada yaşayıp, orada öleceksiniz ve ondan (bedenden) çıkarılacaksınız" dedi.
26
Ey Ademoğulları. . . Hakikaten size bedenselliğinizi örtecek giysi (hakikat bilgisi) ve süs-zinet olan giysi (fazlından gelen ikramlar) İNZAL ettik. . . Korunma libası elbette en hayırlısıdır. . . İşte bu Allah işaretlerindendir ki; belki düşünüp ders çıkarırlar.
27
Ey Ademoğulları! Şeytan (bedeniniz), sizin ceddinizi, bedenselliği kendilerine göstermek suretiyle libaslarını (meleki kuvvelerini) onlardan soyarak cennet yaşamından çıkardığı gibi, sizi de fitneye düşürmesin! Çünkü o ve onun işlevini paylaşanlar, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. . . Biz, şeytanları (şaşırtıp saptırıcı kuvveleri - beş duyuya dayanan kabulleri), iman etmeyenler için veliler kıldık.
28
Ne zaman fahişet (şirk veya hakikati inkara yol açan bir fiil veya düşünce) ortaya koysalar: "Babalarımızı da bu hal üzere bulduk ve Allah bunu emretti bize" dediler. . . De ki: "Kesinlikle Allah fahşayı (ihtiva edenleri) emretmez! Bilgisine sahip olmadığınız şeyleri Allah'a mı atfediyorsunuz?"
29
De ki: "Rabbim her şeyin hakkını vererek yaşamayı emretti. . . Her mescidde vechlerinizi ikame edin (tam teslim olmuşluğun sonucu olarak benliğinizin ortadan kalkışını yaşayın) ve Din anlayışınızı sadece O'na has kılarak O'na dua edin. . . Başlangıcınızdaki gibi (cennette Adem'in yaratılışı üzere) O'na döneceksiniz!"
30
Bir kısmınıza hidayet etti, bir kısmınız üzerine de dalalet hak oldu! Muhakkak ki onlar (dalalet hak olanlar), Allah'ı bırakıp şeytanları (saptıranları) dostlar edindiler. . . Sanıyorlar ki kendileri hidayet üzeredirler!
31
Ey Ademoğulları her secde mahallinde zinetinizi giyin. . . Yeyin, için (bunları değerlendirin), israf etmeyin (gereksiz şekilde kullanmayın). . . Çünkü O, israf edenleri (elindeki nimetleri gereksiz yere kullananları) sevmez!
32
De ki: "Kim Allah'ın, kulları için çıkarmış olduğu güzelliklerini ve rızkın temiz - pak olanını haram etti?". . . De ki: "Onlar, dünya hayatında iman edenlere helaldir; kıyamet gününde ise yalnızca onlara ait olacaktır. " Kavrayabilecekler için işaretlerimizi işte böyle tafsil ediyoruz.
33
De ki: "Gerçek şu ki, Rabbim sadece şunları haram kılmıştır: Fuhşiyatın açık ve gizli olanını; ismi (Allah indinde suç olanları); bağyi (başkalarındaki güzelliklere göz dikip ele geçirme hırsını); ortak koşmanız için, hakkında hiçbir delil olmayan şeyi şirk koşmanızı ve Allah üzerine bilmediğiniz şeyleri konuşmanızı. "
34
Her topluluğun takdir edilmiş bir ömrü vardır. . . Onların ömrünün sonu geldiğinde, ne bir an ertelenebilir, ne de öne alabilirler.
35
Ey Ademoğulları. . . Aranızdan, işaretlerimi size anlatıp açıklayan Rasuller geldiğinde, kimler korunur ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
36
(Esma özelliklerinin açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı benlik taslayıp büyüklenenler (var ya), işte onlar Nar (ateş - dalga boyu yapı - radyasyon) ehlidirler! Onlar orada sonsuza dek kalıcılardır.
37
Allah üzerine yalan uydurandan yahut O'nun işaretlerindeki varlığını yalanlayandan daha zalim kimdir? İşte onlara Kitaptan (nazil olan bilgideki) nasipleri ulaşır. . . Nihayet onları vefat ettirmek için Rasullerimiz kendilerine geldiği vakit: "Allah dununda yönelip var sandıklarınız nerede?" derler. . . "Bizden kaybolup gittiler" derler ve hakikat bilgisini inkar halinde olduklarına kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
38
Buyurdu: "Sizden önce geçmiş cinnden ve insten topluluklar arasında, Nar'a (ateşe - radyasyona - yakıcı dalga boyu ortamına) dahil olun". . . Her topluluk dahil oldukça, inancını paylaştığı yakınına lanet eder! Nihayet hepsi orada bir araya gelip birikince, sonrakiler öncekileri için: "Rabbimiz. . . İşte bunlar bizi saptırdılar. . . Onlara Nar'dan (ateş - radyasyon) iki kat azap ver" derler. . . Buyurdu: "Hepsi için iki katı vardır, fakat bilmiyorsunuz. "
39
Öncekiler de sonrakilere: "Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. . . Uygulamalarınızın getirisi olarak yaşayın azabı!" derler.
40
İşaretlerimizi yalanlayıp, onlara karşı büyüklenenler (var ya muhakkak ki) onlara sema kapıları (hakikati müşahede boyutu) açılmaz ve halat iğne deliğinden geçinceye kadar (ki bu da olanaksızdır!) (onlar) cennete (varlıklarındaki Esma kuvvelerini yaşama şartlarına) dahil olamazlar. . . Mücrimleri böyle cezalandırırız!
41
Onlara cehennemden bir döşek ve fevklerinden (bilinçlerinde) gavaş (perdeler, kılıflar) vardır. . . Zalimleri böyle cezalandırırız.
42
İman edip imanının gereği fiiller ortaya koyanlara gelince. . . Ki biz, hiçbir nefsi, kapasitesinin üstündeki ile mükellef kılmayız; işte onlar cennet ehlidirler. . . Onlar orada ebedi kalıcılardır.
43
Onların (cennet ashabının) içlerinde kin, sevgisizlik ne varsa söküp attık. . . Onların altlarından nehirler akar. . . "Bizi buna hidayet eden Allah'a aittir, HAMD! Eğer Allah bize hidayet etmeseydi, biz buna ulaşamazdık. . . Andolsun ki, Rabbimizin Rasulleri Hak olarak gelmiştir" derler. . . "İşte yaptığınız çalışmalar sebebiyle mirasçı kılındığınız cennet!" diye (onlara) nida edilir.
44
Cennet halkı Nar (ateş - radyasyon) ehline: "Rabbimizin bize söz verdiklerini hakkıyla bulduk. . . Rabbinizin söz verdiklerini hakkıyla buldunuz mu?" diye nida ettiler. . . Onlar da: "Evet" dediler. . . (Derken) aralarından bir seslenen: "Allah laneti zalimler üzerinedir" diye ilan eder.
45
Onlar ki, Allah yolundan engellerler ve onu eğri yollara saptırmak isterler. . . Onlar, geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerini inkar edenlerdir.
46
Onların ikisi (cennet ve cehennem) arasında bir perde vardır. . . A'rafta ise, her birini, onların yüzlerindeki alametlerden tanıyan RİCAL vardır. . . Cennet ashabına: "Selamun aleyküm" diye seslenirler. (Bu Rical henüz) cennete dahil olmamıştır. . . Onlar (cenneti) umarlar.
47
Basarları (bakışları) Nar (ateş - radyasyon) ehli yönüne çevrildiği vakit: "Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber kılma" derler.
48
A'raf ehli, simalarından kendilerini tanıdıkları (bazı cehennem ehli) ricale seslenerek şöyle dediler: "Ne zenginliğinizin, ne de büyüklenmenizin size hiçbir faydası olmadı!"
49
"Allah kendilerini rahmetine nail etmez, diye yemin ettiğiniz kimseler şunlar mıydı?. . " (Oysa şimdi onlara): "Dahil olun cennete! Size bir korku yoktur. . . Siz mahzun da olmayacaksınız!" (denilmiş).
50
Nar (ateş - radyasyon) ehli, Cennet halkına: "O sudan (ilimden) veya Allah'ın sizi rızıklandırdıklarından (cennet yaşamını oluşturan kuvvelerden) bizim üzerimize de akıtın" diye nida ettiler. . . (Cevaben): "Muhakkak ki Allah onları, hakikat bilgisini inkar edenler üzerine haram kılmıştır" derler.
51
Onlar, Din anlayışlarını (hakikat ve sistem - Sünnetullah ilmini) eğlence ve oyuna çevirmiş, (sefil) dünya hayatına aldanmış kimselerdir. . . Onlar bugünlerine kavuşacaklarını unuttukları gibi; delillerimizi nasıl bile bile inkar ediyorlardıysa; biz de bugün onları unuturuz!
52
Gerçek ki onlara, iman eden topluluğa rahmet ve hidayet kılavuzu olacak, ilime dayanan ayrıntılı bir BİLGİ kaynağı getirdik.
53
Sadece tevilini (kesin anlamını) bekliyorlar? O'nun tevilinin açığa çıktığı süreçte, daha önce onu unutmuş olanlar şöyle derler: "Gerçekten Rabbimizin Rasulleri Hakk'ı getirmiş. . . Acaba bizim için şefaatçilerden var mı ki, bize şefaat etsinler yahut döndürülelim de (daha önce) yaptıklarımızın gayrını yapalım!" Onlar gerçekten nefslerini hüsrana uğrattılar ve varsandıkları şeylerin boş olduğunu gördüler!
54
Muhakkak Rabbiniz O Allah'tır ki, semalar ve arzı altı aşama sürecinde yarattı, sonra Arş'a istiva etti (sonra onlar üzerinde dilediğince tasarrufa başladı). . . Geceyi hızla takip eden gündüze, gecenin örtüsünü bürür. . . Güneş, Ay, yıldızlar hükmünü yerine getirir. . . Kesinlikle bilin ki, yaratma da O'na aittir, hüküm de! Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
55
Rabbinize yalvararak ve derununuzla dua edin. . . Muhakkak ki O, haddini aşanları sevmez.
56
Düzene sokulduktan sonra arzda bozgunculuk yapmayın. . . Korkarak ve icabet edeceğine inanarak O'na dua edin! Muhakkak ki Allah Rahmeti muhsinlerden yakındır.
57
"HU", ki rahmetinin önünden rüzgarları müjdeci olarak irsal eden. . . Nihayet rüzgarlar ağır bulutları kaldırıp taşırken, onu ölü bir beldeye sevk ederiz; onunla su inzal eder ve onunla her türlü semereden (meyve) çıkarırız. . . İşte (biz), ölüleri böyle çıkarırız. . . Umulur ki bunun ne anlama geldiğini düşünürsünüz!
58
Tayyib beldenin nebatı (o beldenin) Rabbinin izni ile (Bi - izni RabbiHİ) çıkar. . . Habisten ise, faydasız olandan başkası çıkmaz. . . İşte böyle, değerlendiren bir kavim için işaretleri evirip çevirip anlatıyoruz.
59
Andolsun ki, Nuh'u halkına irsal ettik de: "Ey kavmim. . . Allah'a kulluk edin. . . O'nun gayrı bir ilahınız yoktur. . . Muhakkak ki ben, size gelip çatacak aziym sürecin azabından korkuyorum" dedi.
60
Halkından geleneksel görüşün ileri gelenleri dedi ki: "Doğrusu biz seni apaçık sapıklık içinde görüyoruz. "
61
(Nuh) dedi ki: "Ey kavmim. . . Bir sapık görüş yok bende. . . Ne var ki ben, Rabb-ül alemin'den bir Rasulüm. "
62
"Rabbimin risaletlerini size tebliğ ediyorum. . . Sizin hayrınıza konuşuyorum; (çünkü) Allah'tan (gelen ilimle) sizin bilmediklerinizi biliyorum. "
63
"Aranızdan bir adama, sizi uyarma görevi verilmesine; korunmanız ve belki rahmete ermeniz için Rabbinizden hatırlatma gelmesine şaştınız mı?"
64
Onu yalanladılar. . . (Biz de) Onu ve onunla beraber olanları gemide kurtardık. . . (Esma'nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanları ise boğduk. . . Muhakkak ki onlar basiretsiz bir toplumdu!
65
Ad (halkına), kardeşleri Hud'u. . . (O da): "Ey halkım. . . Allah'a kulluk edin. . . O'nun gayrı ilahınız yoktur. . . Hala korunmayacak mısınız?" dedi.
66
Halkından, hakikat bilgisini inkar etmekte olan o toplumun ileri gelenleri dedi ki: "Seni çılgınlık içinde görüyoruz. . . Biz senin yalancı olduğunu zannediyoruz. "
67
(Hud) dedi ki: "Ey kavmim. . . Bir çılgınlık yok bende. . . Fakat ben, Rabb-ül alemin'den bir Rasulüm. "
68
"Rabbimin irsal ettiklerini size tebliğ ediyorum. . . Ben sizin için güvenilir bir öğüt vericiyim. "
69
"Sizi uyarmak için, sizden bir adama Rabbinizden bir öğüt gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın, düşünün ki sizi, Nuh halkından sonra halifeler kıldı ve sizi, yaratılışta, donanımınız bakımından kat kat fazlalığa kavuşturdu. . . Allah nimetlerini hatırlayıp değerlendirin ki, kurtuluşa eresiniz. "
70
Dediler ki: "TEK olan O Allah'a kulluk edelim, babalarımızın tapınmakta olduklarını bırakalım diye mi bize geldin? Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğini getir (görelim)!"
71
(Hud) dedi ki: "Gerçek ki Rabbinizden, üzerinize bir azap fırtınası ve gadab (şirk hali) oluşmuş bile! (Var olduklarına dair) Allah'ın hiçbir delil inzal etmediği; (sadece) sizin ve babalarınızın taktığı asılsız tanrı isimleri hakkında benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim. "
72
(Biz de) Onu ve onunla beraber olanları, rahmetimizle kuşatarak kurtardık. . . Ayetlerimizi yalanlayanların ise kökünü kestik. . . Onlar iman etmediler.
73
Semud'a da kardeşleri Salih'i (irsal ettik). . . (O da): "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. . . O'nun gayrı bir ilahınız olamaz. . . Size Rabbinizden apaçık bir kanıt geldi. . . İşte şu Allah'ın dişi devesi sizin için bir mucizedir! Bırakın onu, Allah'ın yeryüzünde yesin! (Sakın) ona bir kötülük düşünmeyin! Aksi takdirde acı bir azaba düşersiniz!"dedi.
74
"Hani sizi, Ad'dan sonra halifeler kıldı ve sizi arzda yerleştirdi. . . Ovalarından köşkler ediniyor ve dağlarını da yontup evler oluşturuyorsunuz! (O halde) Allah'ın bu nimetlerini hatırlayıp düşünün; bozguncular olarak yeryüzünde taşkınlık yapmayın. "
75
(Salih'in) halkı içindeki kendini beğenmiş ileri gelenleri, aralarında zayıf durumda bulunan iman edenlere: "Salih'in, Rabbinden irsal olmuş biri olduğuna iman ediyor musunuz?" dediler. . . (Onlar da): "Doğrusu biz onunla irsal olunana (sanki bize irsal olmuşçasına) iman edenleriz" dediler.
76
O kendini beğenmiş kibirliler: "Gerçek ki, biz sizin o iman ettiğinizi, inkar edenleriz" dediler.
77
(Derken) dişi deveyi vahşice boğazladılar, Rablerinin emrine itaattan çıktılar ve: "Ey Salih. . . Eğer Rasullerden isen, bizi tehdit ettiğin azabı getir" dediler.
78
Onları çok şiddetli bir deprem yakaladı. . . Yurtlarında göçüp öldüler!
79
(Salih de) onlardan yüz çevirdi ve: "Ey halkım. . . Andolsun ki Rabbimin risaletlerini size tebliğ ettim ve size nasihat ettim; fakat siz, hayrınıza konuşanları sevmiyorsunuz" dedi.
80
Lut. . . Hani kavmine dedi ki: "Geçmişte, dünyada hiç kimsenin yapmadığı o çirkin fiilleri mi yapıyorsunuz?"
81
"Siz, kadınları bırakıp erkeklerle yatıyorsunuz! Hayır siz, sınırları aşan bir toplumsunuz!"
82
Toplumunun cevabı ancak: "Çıkarın onları şehrinizden. . . Çünkü onlar (bu işlerden) arınmış insanlar" demek oldu.
83
Onu ve Onun inananlarını kurtardık. . . Karısı hariç! O gelmeyip, yere göçenlerden oldu!
84
Onların üzerine azabı bir yağmur gibi yağdırdık (volkan patlaması olduğu rivayet edilir)! Bir bak, suçluların sonu nasıl oldu!
85
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (irsal ettik). . . (O da): "Ey halkım. . . Allah'a kulluk edin. . . O'nun gayrından bir ilahınız yoktur. . . Size Rabbinizden apaçık kanıt geldi. . . (Artık) ölçmeyi ve tartmayı tam yapın. . . İnsanların hakkını vermemezlik etmeyin. . . Düzenin kurulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. . . Eğer iman ediyorsanız, böylesi sizin için daha hayırlıdır. "
86
"Tehdit ederek, iman edenleri Allah yolundan alıkoyarak ve o yoldan sapmalarını isteyerek, inananların yolunu kesmeyin! Düşünün ki siz az idiniz, (O) sizi çoğalttı. . . Bir bakın nasıl oldu fesat çıkaranların sonu!"
87
"Şayet sizden bir grup getirdiğim hakikate iman etmiş, bir grup da iman etmemişse; aramızda Allah hükmedinceye kadar sabredin. . . O, en hayırlı hükmedendir. "
88
(Şuayb'ın) halkından, kendilerini büyük gören ileri gelenler dediler ki: "Ey Şuayb! Kesinlikle, ya seni ve seninle beraber iman edenleri şehrimizden çıkaracağız ya da mutlaka bizim atalarımızın dinine döneceksiniz". . . (Şuayb da): "İstemesek de mi?" dedi.
89
"Allah bizi, o asılsız din anlayışından kurtardıktan sonra, eğer sizin atasal dininize geri dönersek, gerçekten Allah üzerine yalan uydurmuş oluruz. . . Ona dönmemiz bizim için olacak şey değildir! Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi hariç. . . Rabbimiz, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. . . Allah'a tevekkül ettik (hakikatimizdeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman ettik). . . Rabbimiz, bizimle toplumumuzun arasını Hak üzere birleştir. . . Sen en hayırlı Fatih'sin!"
90
Halkından hakikat bilgisini inkar eden ileri gelenler: "Eğer Şuayb'a tabi olursanız, o takdirde mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz" dediler.
91
Onları o şiddetli sarsıntı yakaladı. . . Yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
92
Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki orada hiç yaşamamış gibi (yok oldular). . . Şuayb'ı yalanlayanlar, hüsrana uğrayanlar oldular.
93
(Bunun üzerine Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve: "Ey kavmim!. . Andolsun ki Rabbimin risaletlerini size tebliğ ettim. . . Size öğüt verdim. . . Hakikat bilgisini inkar eden bir topluluğa (artık) nasıl üzülebilirim?"
94
Biz (hangi) bölge halkına bir Nebi irsal ettiysek, mutlaka onun halkını (kendini beğenmişliklerinden uzaklaştırmak için) sıkıntı, hastalık ile kuşattık; belki içtenlik ve alçak gönüllülükle yönelirler (diye).
95
Sonra içine düştükleri sıkıntıyı iyilik ile değiştirdik. . . Nihayet refaha erip (mal, evlatça) çoğaldılar ve (bu defa): "Babalarımıza da sıkıntı ve refah dolu günler gelmiştir (bunda alınacak bir ders olamaz)" dediler. . . Biz de onları, ne olup bittiğini fark etmeden yakaladık!
96
Eğer o bölgelerin halkları iman edip korunsalardı, elbette onlar üzerine semadan ve yeryüzünden bereketler açardık. . . Ne var ki yalanladılar! Biz de onları yapmakta olduklarının getirisi ile yakalayıverdik!
97
O bölgelerin halkları, gecenin bir vakti uyurlarken, kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden eminler mi?
98
Yoksa o bölgelerin halkları, kuşluk vakti oynaşıp eğlenirlerken, kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden eminler mi?
99
(Yoksa) Allah'ın mekrinden (Allah'ın yaptıklarının sonucunu onlara hiç fark ettirmeden yaşatmak suretiyle cezalandırmasından) emin mi oldular (bu şekilde yaptığımız karşılıksız kaldı, diyerek suç fiillerine devam ederler ve gittikçe batarlar)! Hüsrana uğrayan toplumdan başkası Allah'ın mekrinden emin olamaz.
100
Helak olan toplumun mirasçısı olan halk (hala) şu gerçeği fark etmedi mi: Eğer dilesek onların suçları yüzünden onlara musibetler isabet ettirir, kalplerini mühürleriz (bilinçlerini kilitleriz) de artık onlar algılayamazlar!
101
İşte o çeşitli yerleşim alanındakiler ki onların haberlerinden sana art arda anlatıyoruz. . . Andolsun ki Rasulleri, açık deliller olarak gelmişti. . . (Fakat) önceden yalanladıklarına (Din'e, B sırrınca) iman etmediler. . . İşte Allah, hakikat bilgisini inkar edenlerin kalplerini böyle mühürler (bilinçlerini kilitler).
102
Onların çoğunluğunda, verdikleri söze sadakat bulamadık. . . Onların çoğunluğunu, Hakk'a itaatten çıkmış bulduk.
103
Sonra, onların ardından Musa'yı (Esma'nın açığa çıkışı olan) delillerimiz ile Firavun ve onun ileri gelenlerine ba'settik. . . (Firavun ve ileri gelenleri ise) onlara (delillerimizin hakkını vermeyerek) zulmettiler. . . Fesat çıkaranların sonu nasıl oldu, bir bak!
104
Musa dedi ki: "Ey Firavun! Muhakkak ki ben alemlerin Rabbinden bir Rasulüm. "
105
"Allah üzerine Hak olmayanı söylememek, benim üzerime hakiki bir borçtur. . . Gerçekten ben size Rabbinizden apaçık bir delil ile geldim. . . (O halde) İsrailoğullarını benimle beraber gönder!"
106
(Firavun): "Eğer bir mucize ile geldinse, hadi getir mucizeni; eğer sözünde sadıksan!" dedi.
107
(Bunun üzerine Musa) asasını bıraktı, birden o asa büyük bir yılan olarak göründü!
108
Ve (Musa) elini çekip çıkardı, birden o (el) parlayan beyaz ışık halinde göründü!
109
Firavun'un halkınının ileri gelenleri (rahipler): "Muhakkak ki bu çok şey bilen bir sihirbaz" dediler. . .
110
"Sizi arzınızdan (makamınızdan) uzaklaştırmak istiyor". . . (Firavun sordu): "Öneriniz ne?"
111
Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. . . Şehirlere de haberciler yolla. "
112
"Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler. "
113
O sihirbazlar Firavun'a geldi. . . Dediler ki: "Eğer biz galip gelirsek, muhakkak ki bize bir mükafat var, değil mi?"
114
(Firavun): "Evet" dedi. . . "Muhakkak ki siz benim çok yakınlarımdan olacaksınız. "
115
(Sihirbazlar): "Ey Musa. . . Önce sen at ya da önce biz atalım" dediler.
116
(Musa): "Siz atın" dedi. . . (Sihirbazlar) atınca, insanların görüşleri etkilendi ve onları dehşete düşürdüler! Büyük bir sihir oluşturdular.
117
Biz de Musa'ya: "Asanı at" diye vahyettik. . . Bir de ne görsünler, o (asa), onların uydurdukları şeyleri kapıp yutuyor!
118
İşte böylece Hak açığa çıktı ve onların yapmakta oldukları boşa gitti.
119
Orada yenildiler. . . Küçük düştüler!
120
Sihirbazlar secde edercesine yere kapandılar!
121
Dediler ki: "İman ettik Rabb-ül alemin'e. . . "
122
"Musa ve Harun'un Rabbine!"
123
Firavun: "Ben izin vermeden mi Ona iman ettiniz? Muhakkak ki bu bir mekrdir (hiledir); halkı oradan çıkarıp götürmek için, bunu şehirde tezgahlayıp kurdunuz. . . (Cezanızı) yakında göreceksiniz" dedi.
124
"Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. . . Sonra da sizin hepinizi toptan asacağım. "
125
(İman eden sihirbazlar da): "Doğrusu biz Rabbimize dönücüleriz" dediler.
126
"Sen bizden, Rabbimizin mucizelerindeki varlığına (Esma'sının açığa çıkışı olan işaretlerine) iman ettik diye intikam alıyorsun. . . Rabbimiz bize dayanma gücü ver ve bizi teslim olmuşlar olarak vefat ettir. "
127
Firavun çevresindeki ileri gelenler: "Musa'yı ve halkını, yeryüzünde bozgunculuk yapıp, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?" dediler. . . (Firavun da): "Oğullarını öldürüp, kadınlarını diri bırakacağız. . . Biz onların üzerinde kahredici güce sahibiz" dedi.
128
Musa kavmine dedi ki: "Allah'tan (Uluhiyeti dolayısıyla hakikatinizden; benliğinizi oluşturan El Esma'sındaki kuvveden) yardım isteyin ve sabredin. . . Muhakkak ki o yeryüzü, Allah'ındır. . . Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. . . Gelecek, korunanlarındır!"
129
(Musa'nın kavmi) dediler ki: "Senin bize gelişinden önce de eziyet edildik, gelişinden sonra da". . . (Musa) dedi ki: "Umulur ki Rabbiniz, düşmanınızı helak eder ve (onların yerine) yeryüzünde sizi halifeler kılar da, neler yapacağınıza bakar. "
130
Andolsun ki Al-i Firavun'u, belki nedenini düşünürler diye, senelerle (kuraklık) ve ürün kıtlığıyla bunalttık.
131
Onlara bir iyilik geldiğinde: "Bu bizim getirimizdir" dediler. . . Onlara bir kötülük geldiğinde de, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna yordular. . . Dikkat edin, onların uğursuzluk kabul ettiği, ancak Allah indindedir. . . Fakat onların çoğunluğu bunu kavrayamaz!
132
Ve dediler ki: "Bizi büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, biz sana iman etmeyiz!"
133
Biz de onların üzerine tafsilatlı işaretler olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan yağdırdık! (Yine de) büyüklendiler ve suçlu bir topluluk oldular.
134
Üzerlerine bu azap geldiğinde: "Ey Musa! Sözleşmene dayanarak, bizim için Rabbine dua et. . . Şayet bu azabı bizden kaldırırsan, muhakkak ki sana iman edeceğiz ve mutlaka İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz" dediler.
135
Kendilerine verdiğimiz mühlet sona erene kadar onlardan bu azabı kaldırdığımızda, bir de bakarsın ki onlar yine sözlerinden dönmüşler!
136
(Bu sebeple) onlara yaptıklarının sonucunu şiddetle yaşattık; mucizelerimizi - işaretlerimizi yalanlamaları ve onlardan gaflete düşmeleri dolayısıyla, onları denizde boğduk!
137
Hor görülüp güçsüz bırakılmış topluluğu, içinde bereketler oluşturduğumuz yeryüzünün doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. . . Rabbinin İsrailoğullarına olan o en güzel sözü, sabretmeleri sonucu yerine geldi. Firavun ve halkının yapageldikleri şeyleri ve dikip yükselttiklerini de yerle bir ettik!
138
İsrailoğullarına denizi geçirttik. . . Kendilerine ait putlara tapınan bir topluluğa ulaştılar. Dediler ki: "Ey Musa. . . Onların sahip olduğu ilahlar gibi bizim için bir ilah oluştur". . . (Musa) dedi ki: "Muhakkak ki siz çok cahilsiniz!"
139
"Muhakkak ki onların inanç ve uygulamaları helakı oluşturur! Yapmakta oldukları da boştur. "
140
"O sizi alemlere (insanlara) üstün kılmışken (hilafet hakikatini bildirmesi nedeniyle), sizin için Allah'tan gayrı bir ilah mı düşüneyim" dedi.
141
Hani (şunu da hatırlayın) sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. . . (Hani onlar) azabın en kötüsünü size tattırıyorlardı; erkek çocuklarınızı öldürüyorlar, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. . . İşte bunda sizin için, Rabbiniz tarafından büyük deneme vardı.
142
Musa'ya otuz geceyi vadettik. . . Sonra ona on ekledik; böylece Rabbinin tayin ettiği süreç kırk geceye tamamlandı. . . Musa, kardeşi Harun'a: "Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et ve fesat çıkarmak isteyenlere uyma!" dedi.
143
Musa, takdir ettiğimiz süreç tamamlandığında; Rabbi de Ona seslenince, (şöyle) dedi: "Rabbim, göster kendini, bakayım sana!". . . (Rabbi) buyurdu: "Beni, asla göremezsin!. . Fakat dağa (benlik dağı) nazar et. . . Şayet (tecelli ettiğimde) dağ hala durursa, beni görebilirsin!". . . Rabbi dağa (benliğine) tecelli edince, onu yok etti. . . Musa da baygın (benliğini yitirmiş olarak) düştü! Kendine döndüğünde: "Subhansın sen (seni tenzih ederim)! Sana tövbe ettim. . . Ben iman edenlerin ilkiyim" dedi.
144
Buyurdu ki: "Ey Musa! Muhakkak ki Ben seni, risaletlerim ve kelamım ile insanlar üzerine seçtim. . . Al sana verdiğimi ve şükredenlerden (değerlendirenlerden) ol!"
145
Biz Musa için levhalarda, kaçınılması gereken şeyler hakkında öğüt ve yaşam için gerekli olan şeyleri detaylarıyla yazdık. . . "Bunları sıkıca tut ve kavmine, bunlara en güzel şekilde uyup muhafaza etmelerini emret. . . (Bu hükümlere uymayan) itaatten çıkmışların yurdunu göstereceğim size. "
146
Haksız olarak arzda büyüklenenleri, mucizevi kuvvelerimden uzak tutacağım; çünkü onlar hangi mucizeyi görseler, ona iman etmezler! Rüşd yolunu görseler, o yola girmezler. . . Sapıklık yolunu görseler, onu yol edinirler. . . Bu, onların (hakikate) işaretlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafiller olmaları dolayısıyladır.
147
(Hakikate) işaretlerimizi ve ahiret likasını (sonsuz gelecek yaşamın getirisini) yalanlayanların yaptıkları boşa gitmiştir. . . (Onlar) sadece yapmakta olduklarının sonucunu yaşamıyorlar mı?
148
Musa'nın halkı ondan sonra (yani Musa'nın Tur'a çıkışından sonra), kendilerinin değerli süs eşyalarından meydana gelen, (buzağı gibi) böğürebilen buzağı heykeli edindiler. . . Fark edemediler mi ki o (heykel) onlarla ne kelam edebiliyor ne de bir yola hidayet edebiliyor? Onu (ilah) edindiler ve zalimler oldular (nefslerine zulmettiler)!
149
Düşünüp, hakikatten sapmış olduklarını fark ederek pişman olduklarında: "Yemin olsun ki, Rabbimiz bize rahmet etmez ve bizi mağfiret etmez ise, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz" dediler.
150
Musa halkına öfkeli ve üzgün olarak döndüğünde: "Arkam sıra ne kadar çirkin şeyler yaptınız! Rabbinizin hükmünü bekleyemediniz mi?" dedi. . . (Derken) levhaları yere bırakıp, kardeşinin başını tuttu ve onu kendine çekti. . . (Harun) dedi ki: "Anamın oğlu! Muhakkak ki bu topluluk beni zayıf - güçsüz buldu ve nerede ise beni öldüreceklerdi. . . Düşmanlarımı sevindirme ve beni şu zalimler topluluğu ile bir tutma!"
151
(Musa) dedi ki: "Rabbim. . . Beni de kardeşimi de mağfiret et ve bizi rahmetine dahil et. . . Sen, Erhamur Rahıymiyn'sin. "
152
Muhakkak ki buzağıyı (tanrı) edinenlere, Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir aşağılanma ulaşacaktır. . . Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
153
Ancak öyleleri (de var) ki, kötülükler yaptıktan sonra, ardından pişman olup tövbe ederek, iman ettiler. . . Muhakkak ki Rabbin ondan sonra elbette Ğafur'dur, Rahıym'dir.
154
Musa'nın öfkesi geçince, levhaları aldı. . . O yazılı metinde, Rablerinden korkanlar için hüda ve rahmet vardır.
155
Musa, tövbe etmeleri için kararlaştırılan yere gelmek üzere, halkından yetmiş adam seçti. . . Ne zaman ki orada onları şiddetli sarsıntı yakaladı, (Musa şöyle) dedi: "Rabbim. . . Eğer dileseydin (hakikati örtme suçundan dolayı) onları da beni de daha önce helak ederdin! Aramızdaki anlayışı kıtların yaptığı yüzünden bizi helak mi edeceksin? O ancak, senin bir fitnendir; kimi dilersen onunla saptırır ve kimi dilersen hidayet edersin. . . Sen Veliyy'mizsin; bizi mağfiret et ve bize rahmet kıl. . . Sen Ğafir'lerin (bağışlayanların) en hayırlısısın. "
156
"Bize hem şu dünyada güzellik yaz hem sonsuz gelecek yaşamında. . . Doğrusu biz sana yöneldik". . . Buyurdu ki: "Azabımı, kime dilersem ona isabet ettiririm. . . Rahmetim her şeyi kapsar! Onu, korunanlara, zekatı verenlere ve işaretlerimizdeki hakikate iman edenlere yazacağım. "
157
Onlar ki ellerindeki Tevrat ve İncil'de belirtilmiş O Rasul'e, Ümmi (asıl fıtratı bozulmamış - yaratıldığı saflık üzere) Nebi'ye tabi olurlar. . . Onlara, Allah'a göre olumlu olanları emreder ve olumsuz fiilleri yasaklar; onlara temiz şeyleri helal kılar; pis, çirkin şeyleri haram eder; onlardan sırtlarındaki ağır yükü (benliklerinin getirilerini) kaldırır ve üzerlerindeki zincirleri (yüzlerini Allah'a döndürmelerini engelleyen tüm bağlarını) çözer. . . İşte O'na iman eden, O'na saygı gösteren (destekleyen), O'na yardım eden ve O'nunla birlikte inzal olunan Nur'a (Kur'an) tabi olanlar var ya, işte onlardır kurtuluşa erenlerin ta kendileri!
158
De ki: "Ey insanlar. . . Kesinlikle ben hepinize gelmiş Allah Rasulü'yüm. . . Semaların ve arzın mülkü "HU"nundur! İlah yoktur sadece "HU"! Diriltir, öldürür! Bu yüzden iman edin, Esma'sıyla nefsinizin dahi hakikati olan Allah'a ve Ümmi Nebi olan O Rasul'e ki O, Esma'sıyla nefsinin dahi hakikati olan Allah'a ve O'nun bildirdiklerine iman eder. O'na tabi olun ki hakikate erdirilesiniz. "
159
Musa halkından bir topluluk bulunur ki Hak olarak hakikati bildirirler ve hakikati yaşamanın gereği olarak, hakkını verirler!
160
Biz onları on iki gruba, topluluğa ayırdık. . . Halkı ondan su istediklerinde Musa'ya: "Asa olarak (kendindeki kuvvelerle asanı bütünleştirmiş olarak) taşa vur" diye vahyettik. . . Ondan on iki kaynak fışkırdı. . . Her grup kendi meşrebini (içeceği yeri) hakikaten bildi. . . Bulutu üzerlerine gölge yaptık ve kudret helvası ve bıldırcın inzal ettik. . . (Dedik): "Sizi rızıklandırdığımız temiz - pak şeyleri yeyin". . . Onlar bize zulmetmediler, nefslerine zulmetmekteydiler.
161
Hani onlara: "Şu şehirde yerleşin. . . Ondan istediğiniz yerden yeyin. 'Mağfiret et', deyin ve kapısından secdenin anlamını yaşayarak girin ki, hatalarınızı sizin için mağfiret edelim. . . Muhsinlere daha da ziyade edeceğiz" denildi.
162
Onlardan bilfiil zulmedenler, sözü, kendilerine söylenenden başka (söz) ile değiştirdiler. . . Bu yüzden zulümlerinin karşılığı olarak semadan azap irsal ettik.
163
Onlara, deniz kıyısında olan şehir halkından sor!. . Hani Sebt'te (Cumartesi gününde balık avlayarak) haddi aşmışlardı. . . Çünkü balıklar, Sebt gününde bollaşıp ortaya çıkardı da; diğer günler görünmezdi! Yoldan çıkmaları yüzünden, onları böyle denedik.
164
Hani onlardan bir ümmet şöyle dedi: "Allah'ın kendilerini helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir kavme niçin öğüt veriyorsunuz?". . . Dediler ki: "Rabbiniz indinde mesuliyetimiz kalksın diye; ayrıca belki onlar da korunurlar (diye). "
165
Kendilerine yapılan öğütleri unuttuklarında; kötülükten engellemeye çalışanları kurtardık; zulmedenleri ise yapmakta oldukları yanlış işler dolayısıyla, çetin bir azaba düşürdük!
166
Ne zaman ki kibirlenip yasaklandıkları şeylerden dolayı kızıp hadlerini aştılar, kendilerine: "Aşağılık maymunlar (birbirini taklitle yaşayan, aklını kullanamayan mahluklar) olun" dedik.
167
Rabbin ilan edip bildirmiştir ki: "Kıyamet sürecine kadar, kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri mutlaka ba'sedecektir". . . Muhakkak ki Rabbin, elbette Seriy'ul 'Ikab'dır (işlenen suçun karşılığını anında oluşturan). . . Muhakkak ki O elbette Ğafur'dur, Rahıym'dir.
168
Onları yeryüzünde topluluklar halinde parçaladık. . . Onlardan salihler vardır. . . Onlardan bunun mertebe olarak altında olanları da vardır. . . Belki hakikate dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle denedik.
169
Onlardan sonra, yerlerine hakikat bilgisine varis olan, yeni nesiller geldi. . . Şu en sefil dünyanın zenginliğini elde etmek için yaşıyorlar, sonra da "Mağfiret olacağız nasıl olsa" diyorlardı. Şayet onlara onun misli bir dünyalık gelse, onu da alırlardı. . . Kendilerinden, Allah üzerine Hak olmayanı söylemeyecekler diye hakikat bilgisi adına söz alınmamış mıydı? Onda olanı ders edinip incelemediler mi? Korunanlar için sonsuz olan gelecek yaşam ortamı daha hayırlıdır. . . Aklınızı kullanmayacak mısınız?
170
Hakikat bilgisine (Kitap) sımsıkı sarılanlar ve salatı ikame edenler (-e gelince); doğrusu biz ıslah olan ve ıslah edenleri mükafatsız bırakmayız.
171
Hani o dağı sanki bir gölgelik gibi üstlerinde yükseltip kaldırmıştık da, o üzerlerine düşüp, kendilerini helak edecek diye düşünmüşlerdi. . . "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve onda olanı hatırlayıp düşünün ki korunabilesiniz. "
172
Hani Rabbin Ademoğullarından, onların bellerinden (menilerinden, genlerinden) kendi zürriyetlerini alıp; onları kendi nefslerine şahitlendirerek sordu: "Elestu BiRabbiküm = Rabbiniz değil miyim?", (onlar da) "KALU = dediler, BELA = evet, Şehidna = bilfiil şahidiz". . . Kıyamet sürecinde, "Biz bundan kozalıydık (gafildik)" demeyesiniz! (İslam fıtratı üzerine yaratılır tüm insanlar konusunu anlatmakta. . . A. H. )
173
Bir de "Daha önce atalarımız yalnızca müşrik olarak yaşarlardı; biz de onların devamı bir zürriyetiz (onların genetik özelliklerinin devamıyız); Hakk'ı inkar eden atalarımız yüzünden bizi helak mı edeceksin?" demeyesiniz (için yukarıdaki olayı açıkladık. Zira her insan İslam fıtratı {programı} üzere yaratılır. Din anlayışı çevresinin şartlandırmasıyla başlar).
174
Belki (hakikate) rücu ederler diye işte böylece delilleri - işaretleri tafsilatlandırıyoruz.
175
Onlara şu şahsın haberini bildir: Biz ona işaretlerimizi verdiğimiz halde o ilimden sıyrılıp çıktı (hakikati unutup nefsaniyetiyle yaşamaya başladı). . . (Derken) şeytan (kendini beden kabulü) onu (kendine) tabi kıldı ve (nihayet o) azgınlardan oldu.
176
Eğer dileseydik, onu bu işaretlerle yükseltirdik. . . Fakat o arza (bedenselliğe) yerleşti ve boş asılsız dürtülerine tabi oldu! Artık onun meseli şu köpeğin meseli gibidir: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, terketsen de dilini sarkıtıp solur. . . İşte işaretlerimizi yalanlayan topluluk, buna benzer! (Sen bu) kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
177
(Esma'nın çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayan ve (böylece) nefslerine zulmetmiş olan topluluğun durumu ne kötüdür!
178
Allah kime hidayet eder ise, odur hakikate eren! Kimi de saptırır ise, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
179
Andolsun ki cinn ve insten çoğunu cehennem yaşamı için yaratıp, çoğalttık! Ki onların kalpleri (şuurları) var, (hakikati) kavrayamazlar; gözleri var bunların, onlarla baktıklarını değerlendiremezler; kulakları var, onlarla duyduklarını kavrayamazlar!. . İşte bunlar en'am (evcil hayvanlar) gibidirler; belki daha da şaşkın! Onlar gafillerin (gılaf içinde - kozalarında yaşayanların) ta kendileridir!
180
Esma ül Hüsna Allah'ındır (o isimlerin işaret ettiği özellikler, TEK, SAMED Allah'a işaret eder. . . Dolayısıyla bu isimler ve bu isimlerin işaret ettiği anlamlar sadece O'nundur; beşer anlayışıyla kayıt altına girmez. Nitekim Mu'minun: 91'de: SubhanAllahi amma yasıfun = onların vasıflamalarından Allah münezzehtir, buyurulur)! O'na isimlerin manalarıyla yönelin. . . O'nun Esma'sında ilhada sapanları (şirke düşenleri) terk edin! Yapmakta olduklarının karşılığını göreceklerdir.
181
Yarattıklarımızdan (öyle) bir topluluk var ki, Hak olarak hakikate erdirirler ve O'nun ile her şeyin hakkını verirler!
182
(Hakikate) işaretlerimizi yalanlayanları, hiç bilmedikleri taraftan aşama aşama (mekr yollu) helake götürürüz.
183
İstediklerini yapmaları için süre de tanırım onlara. . . Muhakkak ki benim ince düzenim metindir (pek sağlamdır).
184
Düşünmediler mi ki, sahiplerinde hiçbir cinnet (akılsızlık) yoktur! O sadece apaçık bir uyarandır.
185
Semalar ve arzın melekutuna (kuvvelerine), Allah'ın yarattığı herhangi bir şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? Artık bunlardan (ders almıyorlarsa) hangi söze iman ederler?
186
Allah kimi saptırırsa, artık ona hidayet edecek yoktur. . . Onları kendi taşkınlıkları içinde kör ve şaşkın, bocalar halde bırakır.
187
Sana, "Ne zaman gelip çatacak o saat?" diye soruyorlar. . . De ki: "Onun ilmi ancak Rabbimin indindedir. . . Onu, sırası geldiğinde açığa çıkaracak yalnız 'HU'dur! (o tecellide zaman - mekan, eşya - kişi söz konusu olmaz). . . Semalara ve arza ağır gelmiştir. . . Size ancak ansızın gelir. " Sanki sen onu (deneyimleyerek) bilensin gibi sana soruyorlar. . . De ki: "Onun ilmi, Allah indindedir. . . Fakat insanların çoğunluğu bilmiyorlar. "
188
De ki: "Allah'ın dilediği dışında, nefsim için ne bir fayda ve ne de bir zarar oluşturabilirim. . . (Mutlak) gaybı biliyor olsaydım, elbette hayrına çoğaltırdım. . . Bana kötülük de dokunmazdı. . . Ben ancak bir uyarıcı ve iman eden topluluğa bir müjdeleyiciyim. "
189
"HU" ki, sizi TEK bir nefsten - benlikten (makro planda: Hakikat-i Muhammedi - Akl-ı evvel; mikro planda: insanlık şuuru - Akl-ı küll) yarattı ve ondan da eşini (makro planda: evreni; mikro planda: beyni) oluşturdu; ona yerleşsin diye. . . Onu (eşini) örtüp bürüyünce, (eşi) hafif bir yük yüklendi, onu taşıdı. . . Ağırlaştığında, ikisi birden Rableri olan Allah'a: "Andolsun ki, eğer bize bir salih verirsen, mutlaka biz değerlendirenlerden oluruz" diye dua ettiler. (Bu ayet, hem alemlerin oluşuyla ilgili olarak anlaşılabilir, hem de insanın oluşumuyla. )
190
Onlara bir salih (evlat) verince, onlara verdiğine bağlı olarak Allah'a ortaklar oluşturdular. . . Allah onların ortak koştuklarından Yüce'dir.
191
Kendileri yaratılıyor oldukları halde (ve) bir şey yaratmayanları mı ortak koşuyorlar? (Bu iki ayette, insanların doğasal olay veya varlıkları, Allah yanı sıra ilah - tanrı konumunda düşünmelerine atıf vardır. )
192
(Allah'a ortak koşulanlar) onlara yardıma muktedir olamadıkları gibi, kendi nefslerine de yardım edemezler!
193
Şayet onları hüdaya (hidayete) davet etseniz, size tabi olmazlar. . . Ha onları davet etmişsiniz ha susmuşsunuz, ikisi de birdir.
194
Allah dununda yöneldikleriniz, muhakkak sizin benzerleriniz kullardır! Eğer (inancınızda) ısrarlıysanız hadi çağırın onları da, size icabet etsinler!
195
Onların yürüyecekleri ayakları; yahut tutacakları elleri; yahut görecekleri gözleri; yahut duyacakları kulakları mı var? De ki: "Çağırın ortak (koştuk)larınızı, bana tuzak kurun ve hiç göz açtırmayın bana!"
196
Muhakkak ki benim Veliyy'im, O hakikat BİLGİsini (Kitabı) tenzil eden Allah'tır! O, salihlere Veliyy olur.
197
Sizin O'nun dununda (yardıma) çağırdıklarınız ise, ne size yardım etmeye muktedirdirler ve ne de kendilerine yardım edebilirler.
198
Onları hidayet etmeleri için çağırsanız, işitmezler. . . Onları sana bakar sanırsın, ama görmezler!
199
Affedici ol, olumlu, yararlı şeylerle hükmet ve cahillerden yüz çevir!
200
Eğer şeytandan (bedenselliğin) bir dürtme seni dürterse (bedensel arzulara iteklerse hakikatini perdeleyecek şekilde), hemen Allah'a (nefsinin hakikati olan Esma'sının kuvvesine) sığın. . . Çünkü O, Semi'dir, Aliym'dir.
201
Korunanlara gelince, onlara şeytandan (bedensellik kabulünde yaşayan) bir taife dokunduğunda, (hakikatlerini) tezekkür ederler. . . Basiretle değerlendirme yaparlar.
202
(Şeytanların) kardeşleri ise onları duygusallığa, azgınlığa sürüklerler. . . Sonra da yakalarını hiç bırakmazlar!
203
Onlara bir ayet iletmediğinde: "Onu (kendinden) uydursaydın ya!" dediler. . . De ki: "Ancak, Rabbimden bana vahyolunana tabi olurum. . . Bu (Kur'an) Rabbinizden basiretlerdir (idrak ettirir), hüdadır (hakikat rehberi) ve iman eden topluluk için rahmettir (kemalatlarını açığa çıkarır). "
204
Kur'an kıraat edildiğinde, Onu dinleyin ve susun ki size rahmet edilsin.
205
Rabbini nefsinde, haddini bilerek, hissederek ve gizlice, gösterişsiz, sesini yükseltmeden, sabah - akşam zikret, hatırla ve derinliğine düşün! Gafillerden olma!
206
Muhakkak ki senin Rabbinin indindekiler, asla O'na kulluktan büyüklenerek kaçınmazlar. . . O'nu tesbih ederler ve O'na (azameti indinde kendi hiçliklerini hissederek) secde ederler. (206. ayet secde ayetidir. )